Eda'nın Boğaz'da Teslimiyeti

E
Editör·25 gün önce
0163 minutes read
Eda'nın Boğaz'da Teslimiyeti

Yaz akşamüstüydü. İstanbul'un kalabalığından uzaklaşmış, Boğaz'ın kenarındaki küçük bir butik otelde, Eda ve Can karşı karşıya oturuyorlardı. Oda, loş ışıklandırması ve deniz manzarasıyla adeta bir başka dünyaya açılan kapı gibiydi.

Eda, koyu kırmızı saten bir elbise giymişti. Omuzları açık, beli saran kesimiyle bedeninin her eğrisini zarifçe ortaya koyuyordu. Saçlarını yukarıda toplamış, boynundaki ince zincirin altında titreyen anahtarlık göz alıyordu.

Can, gömleğinin üst düğmelerini açmış, koltuğa yaslanmış onu izliyordu. Gözlerindeki o tanıdık bakış, Eda'nın içini titretiyordu. Yıllardır birlikte olsalar da, bu adam onu her seferinde ilk günkü gibi isteyebiliyordu.

"Yaklaş," dedi Can, sesi alçak ve kumral.

Eda ayağa kalktı. Topuklu ayakkabıları halının üzerinde neredeyse sessizce ilerliyordu. Can'ın dizlerinin arasına durdu, elleriyle gömleğinin kenarlarını tuttu ve yavaşça üzerinden çıkardı. Dar, kaslı göğsü, soluk lamba ışığında bronzlaşmış teniyle karşısındaydı.

Can'ın elleri beline gitti. Parmak uçlarıyla saten kumaşı geçti, bel çevresindeki fermuarı buldu ve yavaşça aşağı çekti. Elbise omuzlarından kayarak yere düştü. Eda, siyah dantel iç çamaşırıyla öylece durdu, nefes alışı hafifçe hızlanmıştı.

"Güzelsin," diye mırıldandı Can, elleriyle kalçalarını kavrayarak kendine çekti.

Eda dizlerinin üzerine çöktü. Yüzü tam onun kasıklarının hizasındaydı. Kemerini çözerken, gözlerini onunkilerden ayırmıyordu. İç çamaşırının üzerinden okşadığında Can'ın nefesi kesildi. Yavaşça, sabırla, kumaşın üzerinden dudaklarını gezdirdi. Isı, nem, arzu... Her şey katlanarak büyüyordu.

Sonra iç çamaşırını kenara çekti ve ağzıyla onu aldı. Can başını geriye atıp gözlerini yumdu, parmakları Eda'nın saçlarına gömüldü. Dilinin her hareketiyle, emişiyle, ritmiyle onu çılgınlığın eşiğine getiriyordu.

"Dur," dedi Can, neredeyse boğuk bir sesle. "Seninle olmak istiyorum."

Eda ayağa kalktı. Can onu kollarının arasına alıp kanepeye yatırdı. Üzerindeki son parçaları çıkarırken, teninin her santimini öpüyor, boynundan aşağı, göğüslerinin arasından, karnına, iç baldırlarına kadar iniyordu.

Eda'nın bedeni ona karşılık veriyordu. Her dokunuşta kasılıyor, her nefeste hafifçe inliyordu. Can yavaşça içine girdiğinde, ikisi birden nefeslerini tuttu. Göz gözeydiler. Boğazın dalgaları pencereden süzülerek içeri giriyor, odanın içinde tuzlu bir hava bırakıyordu.

Tempo yavaş başladı. Her itişte derine, her çekilişte umutsuzca yakınlaşma arzusu. Eda bacaklarını beline doladı, onu daha da içine çekti. Can, bir eliyle saçlarını geriye atarken, diğer eliyle kalçasını kavradı. Deri gergin, terli, ateşliydi.

"Sen benimsin," diye fısıldadı Can kulağına, ritmi hızlanırken.

"Evet," diye karşılık verdi Eda, dişlerini omzuna geçirerek. "Sadece senin."

Yatak hafifçe gıcırdıyordu. Vücutları birbirine çarpıyor, ter ve parfüm karışıyor, nefesler ve iniltiler odanın loşluğunda dans ediyordu. Can Eda'yı ters çevirip dört ayak üstüne getirdi. Sırtının eğrisini öperken, içine tekrar girdi. Bu açıdan daha derindi, daha yoğundu. Eda yastıklara yüzünü gömdü, kalçalarını kaldırarak onu daha fazla içine çekti.

Hız arttı. Can'ın elleri belinde, sonra göğüslerinde, sonra saçlarında gezindi. Her dokunuş bir sahiplenmeydi, bir talepti. Eda'nın bedeni gerildi, titredi, içindeki dalga yaklaşıyordu. Can hissetti, onu daha sıkı tuttu, daha hızlı, daha sert.

"Gel," dedi emredercesine.

Ve geldiler. Birlikte, birbirlerinin adlarını fısıldayarak, kasılmalar ve derin nefeslerle. Can içinde kalıp onu kendine çekti, terli alnını sırtına dayadı. Eda yatağa yığıldı, o da üzerine kapandı.

Dışarıda Boğaz'ın dalgaları hâlâ vuruyordu kayalara. Oda sessizliğe gömülmüştü. Sadece iki bedenin düzgünleşmeye başlayan nefesleri ve birbirlerine karışan kalp atışları vardı.

Can saçlarını okşadı. "Tekrar," diye mırıldandı.

Eda gülümsedi, gözlerini yarı aralayarak. "Sabaha kadar zamanımız var," dedi.

Ve gece, onların arzusuna teslim oldu.

Paylaş

İlgili Yazılar