Olgun güzelin ikinci kocası olmuştum

E
Editorial ·19 gün önce
014 minutes read
Olgun güzelin ikinci kocası olmuştum

Üç gün önceydi. Canım öyle bir sıkılmıştı ki, çocukluğumdan beri tanıdığım, her derdimi dinleyen Sude ablanın kapısını çaldım. Otuz beş yaşındaydı, ben yirmi altı. Evlerine girip çıkmak bizim için sıradan bir şeydi; hiç yabancılık çekmezdim.

Kapıyı açtığında gülümsedi. “Hoş geldin canım.”
“Hoş bulduk Sude abla… Canım sıkıldı, seninle dertleşmeye geldim.”
“İyi yaptın,” dedi. “Benim de canım sıkılıyordu. Geç içeri, ben çay koyayım ocağa.”

Salona geçtim. O mutfağa yönelirken arkasından seslendi: “Biraz işim var, banyoda… Sen rahatına bak.”
“Tamam,” dedim.

On beş dakika kadar geçmişti. Tuvalete gitmek için kalktım. Koridordan geçerken banyonun kapısı aralıktı. İçerideki manzara aklımı başımdan aldı.

Sude abla çırılçıplaktı. Sıcak suyun buharı vücudunu hafifçe örtüyordu. Sırtı bana dönüktü. Kalçaları dolgun, bacakları uzun ve gergindi. Su damlaları belinden kayıp kalçalarının kıvrımlarına doğru iniyordu. O an aletim aniden sertleşti, pantolonumu gerdi. Nefesim kesildi. Durup izledim. Gözlerim o muhteşem kalçalara, belindeki çukurlara, ıslak tenine kilitlendi. Dayanamadım. Hemen tuvalete geçtim, kapıyı kilitledim ve o sahneyi aklımda tutarak sertçe otuzbir çektim. Boşaldım ama görüntü gözümün önünden gitmedi.

Tuvaletten çıkıp salona döndüm. On dakika sonra Sude abla, üzerinde sadece ince bir bornozla odaya girdi. Saçları ıslaktı, boynundan sular damlıyordu.
“Kusura bakma canım, beklettim seni. Dur, çayları doldurup geleyim.”

Çayları getirdi, yanıma oturdu. Dizimiz birbirine değiyordu.
“Ee, anlat bakalım.”
“Kız arkadaşımla tartıştım… Moralim bozuk.”
“Aman boşver,” dedi, eliyle yanağımı okşayarak. “Barışırsınız, takma kafana.”

Sonra sesini alçalttı. Gözleri doğrudan benimkilere kilitlendi.
“Asıl ben sana bir şey söyleyeceğim… Az önce banyo kapısından bana baktığını biliyorum. Nasıl buldun ablanı?”

Yutkundum. “Yapma abla…”
“Söyle. Çekinme.”
“Çok güzeldin,” dedim kısık sesle.

Bir anda eli dizime indi, sonra yavaşça pantolonumun üzerinden aletimi kavradı. Parmakları sertleşmiş etimi sıvazlamaya başladı.
“Benimle yatarmak ister misin?” diye sordu. Gözleri alev alevdi.
Şaşkınlıktan bir şey diyemedim.
“Sana soruyorum,” diye tekrarladı. “İki aydır Selim abin elini bile sürmüyor. Yanıyorum. Sen olmazsan başkası olacak ama ben bunun tanıdık ve güvenilir biriyle olmasını istiyorum. Yoksa beni güzel bulmadın mı?”
“Yoo… Alakası yok. Çok güzelsin.”
“O zaman cevap ver. İster misin?”

“Olur,” dedim.

Elimden tuttu, kaldırmadan yatağın odasına götürdü. Kapıyı kapattı. Bornozu omuzlarından kaydırıp yere bıraktı. Karşımda tamamen çıplaktı. Göğüsleri dolgun, uçları sertleşmişti. Göbeği düz, kalçaları yuvarlak, bacaklarının arasından hafif kıvırcık tüyler görünüyordu. Manzara nefes kesiciydi.

Ellerimi göğüslerine attım, avuçlarımla sıktım, başparmaklarımla uçlarını ezdirdim. O da pantolonumu ve tişörtümü çıkarırken bana yardım etti. İkimiz de çırılçıplak kaldık. Önüme diz çöktü. Aletimi iki eliyle kavradı, yavaşça sıvazladı, sonra dilini ucuna değdirdi. Ağzına aldı. Sıcak, ıslak, emişleri derin ve ritmikti. Başı ileri geri giderken gözleri ara sıra bana bakıyordu. Ben de eğilip göğüslerini avuçladım, uçlarını parmaklarımla eziyor, sıkıyordum. O kadar güzel emiyordu ki dizlerim titredi.

Ağzından çıkardım, onu yatağa yatırdım. Üzerine eğildim. Boynundan başlayarak yaladım. Köprücük kemiklerini, göğüslerinin altını, uçlarını ağzıma alıp hafif dişledim. Uçlar irileşmiş, koyu pembe olmuştu. Dilimle vücudunu aşağı doğru çizerek indim. Karnını, göbeğini yaladım. Bacaklarını açtı. Amının dudakları şişmiş, ıslaktı. İki yanına ayırdım ve dilimi tam içine soktum. Yavaşça içeri çıkarıp, dudaklarını emdim, klitorisini dilimle sıvazladım. Sırılsıklam olmuştu. Suları dilimde eriyordu. İnliyordu, bacakları titriyordu. “Yeter artık… Erkeğim, gir içime lütfen…” diye yalvarmaya başladı.

Memnuniyetle ayağa kalktım. Aletimin ucunu am dudaklarına sürdüm, ıslaklığı hissettim. Birden köküne kadar girdim. “Ahhh!” diye çığlık attı. İçinde dar, sıcak ve yanıyordu. Durmadan gidip gelmeye başladım. Kalçalarımı sertçe çarparken o bacaklarını belime doladı.
“Ohh… Devam et aşkım… Devam et kocacım… Doyur Sude ablanı yarraga…” diye inliyordu. Amı alev gibiydi, her girişimde daha da ıslanıyordu. Hızlandım. Yatak gıcırdıyordu. Tırnakları sırtıma geçti.
“Sakın içimden çıkma… Bu anı özledim… İçime boşalt hepsini…”

Dayanamadım. Derin bir iniltiyle içine boşaldım. Sıcak dalgalar halinde fışkırırken o da “Ohhh… Harikasın… Muhteşemsin… Dölle beni canım…” diye inledi, kasılarak orgazm oldu.

Yanına uzandım. Dudaklarımı öptü, dilini dilime doladı.
“Çok iyi sevişiyorsun,” dedi nefes nefese. “Bunu arada sırada yapalım artık. Bir erkeğim de sensin. Harikasın.”

Tekrar öpüştük. Bir süre daha sarıldık. Sonra kalktım, üstümü giyindim. Kapıdan çıkarken arkamdan baktı; hâlâ çıplak, yatağın kenarında oturuyordu. Gülümsedi. Ben de gülümsedim ve ayrıldım.

Paylaş

İlgili Yazılar